ÖZGÜR…birgün gazetesi’nde çıkan söyleşinin sansürlenmemiş hali

MESUT AŞKIN:
Sevgili B.B Mahrebel, Atilla İlhan’ın sanat danışmanlığını yaptığı ‘’Sanat Olayı’’ dergisinde yayımladığınız toplu şiirler var geçmişinizde.Otuz kusür yıllık bir suskunluktan sonra bir ilk kitapla (Bütün Günahlarımı Seviyorum) destursuz ortaya çıkıverdiniz.Aradan geçen zaman gençler için kallavi bir sanatçının kuluçka ömrü. Bu minval üzerinden bu saatte ‘’ne lüzumu vardı âşkımızın’’ diye sorsam size sizin dizenizle neler söylersiniz?
BBM:
Aslında söyleyecek abartılı bir şey yok Mesut. Sadece densizlik diyebilirim ya da haddini bilmezlik.Ve hatta günümüz ‘’kotacı, reis-i şairânlık’’ kurumuna karşı yapılmış çok büyük bir terbiyesizlik.Saadete gelirsek…O günkü koşullarda Sanat Olayı şöyle diyordu meâlen: ‘’Ne olursan ol gel.İşte hara.Atı olan buyursun.’’ Sonrasında Ömer Lütfi Mete’ye inat Sanat Olay’ı ile buluşma…Sanat Olayı’na gönderdiğim şiirlerden çok, beni ilgilendiren, kendimi tanıtmak amacıyla ‘Merhaba Kıvamında Kısacık Mucize-i Beyandır’ başlığıyla yazdığım minik poetik manifestodur.Baktığımda bugün de yazın ortamında değişen bir şey yok.Halefler gitmiş yerlerine klonlanmış ama daha liboş selefleri gelmiş.Şâir ve şiir rölantide;kendini sayıklıyor davudî genizlerle loş salonlarda, dergilerde, fanzinlerde bozacılarla şıracılar.984’ten 2014’ e tabi ki yazdım ama hiçbir edebi dergiyle muhatap olmadım,buruşturup attım…2014 Haziran’ında bi vahiy indi.Yazdıklarımı (malum, Osman Serhat Erkekli’nin söylemiyle böyle bir ‘’cins bir şiir’’i kaldırabilecek özgür bir ortam yok)kendi sitemde paylaşmaya başladım.Olay buradan patlak verdi.Sevgili Mona Lisa hınzırı kızım Umay, doğum günü ayağına siteden şiirlerimi indirip kitaplaştırarak bana gönderdi…30 kitapcık…Sevinmeli miyim dövünmeli miyim bilemedim.İlkokul ödevi bir kitap tasarımı.Bir de Necatigil’in ‘’Bence bir şâirin gerçek okuru,şâirden habersiz,aynı duyarlılığı bölüşen kişidir.’’ sözündeki gizli okurlarımın teşvikiyle ‘’bari yetkin bir şey olsun hesabı’’ bu kitabı cem- i cümleden özür dileyerek düzenledim.Sonuç: ‘’topun gelişine‘’ gelişti her şey.Hiçbir beklentim yok. Bu piyasayla işim yok. Zaten okusalar arkaik dilden, argodan, küfürden ve 984’ten beri devam eden piyasa karşıtlığımdan tefe koyarlar beni.Ama ben kendime yazıyorum kendimi.Sorunum tanrıyla, kendimle ve toplumla..Özür dilerim şâirandan ve kotacılardan.Ha bi daha mı…Yaparım valla!
MESUT AŞKIN:
Şiirlerinizde essah bir dil kullanıyorsunuz. Oryantal bir dil yok ama ironisi yüksek bir dil var. Bunun yaşadığınız coğrafyayla yani Karadenizlilikle bir ilintisi var mı?
BBM:
‘’Şiir insan tınısıdır.’’ demişim o manifestomda.Hâlâ aynı yerdeyim.’’Yürek varsa şiir
var.’’ Mesut.Babam astsubaydı.Doğum Balıkesir…İlkokul Urfa…Bitimi Gaziantep…Ortaokul Ağrı…Lise Rize …Üniversite Erzurum…Uzatırsak..Askerlik Bursa Işıklar Askeri Lisesi…Devamında dershane köleliliği: Arhavi, Ankara, Antalya, Rize.Genlerde vardır belki Karadenizlilik:Bol lahana, bol mısır ekmeği, bol iyot.Eyvallah da …Şiirde aslolan ‘’yüreğin coğrafyası’’dır.Gözümü açtığımda tanrıya ve onun gazabına merhaba dediğim coğrafya doğu ve onun hüznü…Çocukluk arkadaşlarımın tümü kürt.Gazyağlı gece fenerleriyle dolaştığım çocukluk anılarımda sadece onlar var: Gutti ,Baran, ille de Berfin(Ah Berfin)…Akşamüstleri ne güzel döverdik, gündüz beni beşer onar döven subay çocuklarını;sonrasında şarabın ve tütünün dibine vururduk.Mesele essah yaşamak.’’Essah dil’’ de ‘’essah yaşamak’’tan el alıyor bence .Gülün üstündeki çiğlerden sevgiliye inci kolye yapmak, farfara şairan işi.
MESUT AŞKIN:
Lirik, epik , pastoral , didaktik , deneysel , görsel şiir ve benim burada aklıma gelmeyip sizin bildiklerinizle bu şiir yazma tekniklerinden size en uzak ya da yakın olarak şiir yolunuzu nasıl tanımlarınız?
BBM:
Tur Dağı’nda Musa’ya olanlar bana da oluyor desem ne güzel linç edilirim ha!Ben şiir yazmıyorum söylüyorum desem daha mı artistik ve akıllıca olur acaba?Bazen aşkın bazen ihanetin bazen acının bazen yalnızlığın bazen tanrının ruhsal taşkınlığı bende şiir.Söylediğimi yazıya geçirirken asla mühendislik yapmam.Yapamam çünkü çok şeyi, özelikle ‘’şiirin gerçekliği’’ni kaybederim paronoyası var bende.Sonuçta hiçbir ‘’izm’’ kıstasıyla şiirin kıblesine doğrulmamışımdır.Ama şunu söyleyebilirim çekincesiz: Şiir, bir artistik söz değil bir terkiptir.Lirizm şiirin fıtratında vardır;lirizmin olmadığı yerde, dadaizmin de olduğu yerde şiir yoktur.’’
MESUT AŞKIN: Günümüz şiirlerinde, şâirlerin yaşı, cinsiyeti ve piyasaya yatkın eğilimleri çok sıkça tartışılmakta. Gençler, kadınlar, ustalar bâbında bu konudaki düşünceleriniz nelerdir? Soruya ek olarak şiir atölyeleri konusunda ne dersiniz?
BBM:
Yaş,cinsiyet,piyasa ya da siyasi eğilimler açısından baktığımda özellikle 90’lardan sonra çivisi çıkmıştır edebiyatın ve dolayısıyla şiirin, desem yeridir.Asla nesnel eleştirinin olmadığı, bozacılarla şıracıların kol kola birbirinin sırtını sıvazladığı bir edebi ortamdan söz ediyorum…Bi zamanlar baba dergiler tirajları dibe vurunca şiir heveslisi gençleri ‘tiraj çaylarına’’ davet ederdi: Şiir yarışmaları vs…Saman alevi nice şairler, öykücüler türedi o zamanlar.Bu, çaktırmadan hâlâ yapılıyor dergilerin ‘’şiir editöründen inciler köşeleri’’nde. Yanı sıra bazı ön lopsuz beyinler vardı ki (hâlâ varlar) edebiyat fakültesine giderek yazar ya da şâir olabileceklerine inanıyordu.
Günümüzde,Tanrı’nın bile her koşulda tezgaha düşürüldüğü bir iklimde şiir de edebiyat da bir metadır artık.Geçenlerde Rusya’da değil bizde, mütedeyyin bir dergi Dostoyevski’nin ruhuna mevlit okutup helva dağıttı.(Goethe için olsaydı anlardım bi nebze) Yine geçenlerde marksizm üzerinden palazlanmış bir şiir üstadı dedi ki:‘’16 ödül aldım bugüne değin.Artık bu ödüllere inanmıyorum.Alicengiz oyunu bunlar.Çok gereksiz,boş şeyler falan filan.’’Üstat 16. Ödül’ünü aldıktan sonra aymış,aydınlanmış.Gözlerim yaşardı valla, hatta retinam çürüdü. Şiir haysiyeti ve onuru üzerinden kendimi linç ettim.
Ve yine geçenlerde ‘’Herkes şiir yazabilir.’’ diye peşreve girdi bir başka üstad: ‘’International Bank Account Number’’. ‘’Iban’ıma’’ dedi yani ‘’Herkes şiir yazabilir.’’Vallahi doğru! Herkes şiir yazıyor zaten,ben bile.Ama öğrenilmesi gerekenler varmış daha:Şiir amuda kalkarak mı yazılır? Nasıl şiir eylenir? Şiir öcüsü nedir, bununla nasıl başa çıkılır? Nedim’in eşcinsel olduğunu bilmek şiirimize ne kazandırır?Haşim neden göllerde kamış olmak istemiştir?Yahya Kemal neden Nazım’ın anasına sarkmıştır?Orhan Veli niçin sadece İstanbul’u dinliyor…Cemal Süreya erotizminden ne öğrenmeliyiz?Niçin Ece Ayhan ikinci yeni’nin peygamberi olarak lanse edilir? İsmet Özel’in kaliteli bir megolaman olduğunu bilmeli miyiz gerçekten? Neden sosyal medyada Asaf Halet ya da Bedri Rahmi boy göstermez hiç? vs Ama önce ıban’ma lütfen diyor üstad.Beş vakitte şâiriz lan…
Ağlanası bir süreçten geçiyor şâir ve şiir…’’Şiir Yazmak’’ öğretilemez…Fikir sahibi yapabilirsin belki şiirsever arkadaşı, eyvallah…İyi de olur …Ama ‘’öğretemezsin’’.. Bir insani meseledir, bir iç meselesidir şiir.’’
 
MESUT AŞKIN:.Şiirlerinizin birçoğu bir soru.Şâir soru sorandır,yarattığı ve dışında olduğu alana.Bu tabi ki bilinmeyenin sırlarına ulaşmak anlamında değil.Ama soru, şiirin içinde şâiri nereye, nerede konumlandırır?
BBM:
Şu söz İlhan Berk’in yanılmıyorsam:’’Şiir;bilinmeyene sıçrar,yoksa hiçbir şeydir.’’
Şâirin cüreti, trajikomik bir zavallı olmasından kaynaklanır.Cevabını bildiği ya da hiçbir zaman bilemeyeceği sorular arasında gidip gelen bir zavallı ; ama bunu yaparken hem şaşırmayı hem de şaşırtmayı öğrenir şâir.Bir kara delikten ötekine böyle geçer hazret.Sorular kozmosa birer merhabadır,sorular şiirini çoğaltır şairin.
MESUT AŞKIN:
Ahlâk özgürlüğün eksik parçasıdır.Bu kelâmı, ahlâkı şiirden ve toplumdan çıkarırsak şiirin ve toplumun elinde ne kalır?
BBM:
 
Hangi ahlâktan söz ediyoruz?Farklı iktidar biçimleri hem sanatta hem de reel yaşamda ‘’piç’’ ahlâk totemleri yaratmışlar süreç içinde.İdeoloji ve felsefe fukarası bir ‘’ümmi’’ olarak ben şurdayım: Tanrı’nın iktidarından başlayarak o hangi iktidarsa o iktidarın karşında olmak şiir ahlâkı’dır.Bu bağlamda şiirden ahlâkı çıkarırsan geriye ‘’gül ve bülbül’’ kalır.Eee…gül solar,bülbülü de eti için kesemezsin.Sonuç:Yalaka şâir,zavallı şiir!
 
 
Hangi ahlâktan söz ediyoruz?Necip Fazıl’ın reddettiği şiiri: Kadın Bacakları’ndaki hastalıklı cinsellikten mi?Nazım’ın Taranta Babu’ya Mektuplar’ındaki kadın bedenine duyulan hazzın yüceltilmesinden mi? Orhan Veli’nin hercai,sorumsuz aşklarından mı?Çoğaltılabilir…Cemal Süreya,İlhan Berk’teki cinselliğin orgazm noktasında kutsallaştırılmasından mı? Ya da Can Yücel ve Neyzen’deki tetikçi küfürsel söylemden mi?r,Şiir, hem estetik hem düşünsel anlamda bir özerklik alanıysa ki öyledir bu ve benzeri ‘’insana dair’’ saptamalar şiirin sorunu değildir.Şiir ahlâksızdır,öyle olduğu için ‘’şiir’dir zaten.Bu soruyla göndermen özellikle küfürbazlığımla ilgiliyse…Küfür benim sınıfımın besmelesi.Asla vazgeçemem.